12 Nis 2010

US Masters ‘da kupayı Phil Mickelson kazandı..


U.S. Masters (ustalar turnuvası) dördüncü ve son turunda; İngiliz Lee Westwood ve ABD’li Phil Mickelson arasındaki başabaş mücadeleden daha tecrübeli ve sinirlerini daha iyi kontrol edebilen Phil Mickelson galip çıktı..

Final turuna başabaş giren ikili arasına zaman zaman oyunun akışı içerisinde K.J.Choi ve Anthony Kim de dahil oldu. Lee Westwood son turun ikinci yarısında daha az risk alırken Phil Mickelson ciddi riskler almaya başladı..

Daha önce bu kupayı iki kez kazanan ve geleneksel yeşil ceketi iki kez giyen Phil Mickelson, her vuruşta daha da rahatladı . Kendine güveni artarken daha fazla risk aldı ve rakipleriyle arasındaki puan farkını daha da artırdı.

İngiliz Lee Westwood ‘un dünya sıralamasında dördüncü olmasına karşın hiç bir majör şampiyonluğu yok. İlk majör şampiyonluğu kazanma ihtimalinin psikolojik baskısıyla giderek heyecan katsayısı artan oyuncunun son çukurlarda bir iki önemli vuruş kaçırdığı gözlendi.

Dördüncü ve son gün toplam sonuçları :

· Phil Mickelson (-16)

· Lee Westwood (-13)

· Anthony Kim (-12)

· K.J. Choi (-11)

· Tiger Woods (-11)

· Fred Couples (-9 )

Bu yılın US Masters turnuvası üç golfcünün psikolojik savaşına sahne oldu.

Phil Mickelson eşi Amy ‘nin ve annesinin göğüs kanseri teşhisiyle geçen yıl zor günler geçirmişti. Bu turnuvaya da üç kız çocuğunun annesi eşi Amy ve annesi ağır hasta olan bir insanın psikolojisiyle girmişti. Ağır bir ilaç tedavisi (muhtemelen Kemoterapi )gören eşi ve çocukları için kiraladıkları sahaya yakın bir evde turnuvayı TV den izledikleri bildirildi. Phil Mickelson iradesinin gücüyle engelleri bir bir geçmesini bildi. Törene katılan eşi Amy yaptığı açıklamada,15.çukurdan sonra Phil 'in turnuvayı kazanacağını anladığını ve derhal hazırlanarak sahaya kupa töreni için geldiklerini söyledi.Mickelson ‘un oyun stilini çok yakından tanıyan biri olarak bunu hissettiğini de ayrıca belirtti.

Bu turnuvayı son tura bir puan önde giren Lee Westwood, git gide açılan farkı kapatmak için risk almadı.Phil 'in hata yapmasını bekledi .Stratejisi gerçekleşmedi . Westwood 'un majör bir turnuva kazanma heyecanı yeteneğini gölgeledi. Westwood bu yıl geriye kalan üç majör turnuvada özellikle de İskoçya’da tarihi ST: Andrews sahasında yapılacak olan The Open şampiyonasında bu şansı tekrar yakalayacak ve zorlayacaktır.US masters ‘da edindiği bu tecrübe ona kalan turnuvalarda mutlaka ışık tutacaktır.

Turnuva boyunca mükemmel bir oyun çıkaran iki oyuncunun başarısından da söz etmek gerekir. Güney Koreli K.J: Choi ve ABD ‘li genç yetenek Anthony Kim turnuvayı kazanabilecek teknik altyapıya sahip olduklarını tüm seyircilere sergiledikleri oyun ve sempatik davranışlarıyla gösterdiler.

Turnuvayı beşinci olarak tamamlayan elli yaşındaki Fred Couples her yerde seyircinin büyük desteğiyle karşılaştı.Binlerce hayranının alkışları her yerden duyuldu.Sempatik tavırları,gülümsemesi ve nezaketiyle göz doldurduğu kadar mükemmel golf tekniğiyle de tanınan “Freddy “ turnuvanın en renkli simalarından biriydi.

Son olarak Tiger Woods’un yaşadığı psikolojik mücadeleden de söz etmek gerekir:

Ağır bir medya ve seyirci baskısıyla adeta bunalan yetenekli oyuncu özel hayatında yaşadığı fırtınaların yeteneğini ne kadar gölgelediğini idrak etmiş oldu. Tiger Woods daha önce turnuvalarda gördüğümüz Tiger gibi değildi. Siyah güneş gözlükleri,sessiz ve somurtkan hali, üzerindeki psikolojik ağırlığı gösteriyordu. Her vuruşundan sonra kameralardan yüzüne yansıyan hayal kırıklığı ifadesini saklamak için kullandığı siyah gözlükleri her ne kadar medya danışmanları polen alerjisine bağlasalar da bana pek inandırıcı gelmedi.

Dünyanın bir numaralı golf şampiyonunun geçirdiği sosyal sarsıntının oyununa yansıdığı her vuruşunda belli oluyordu.Tüm bu baskıya rağmen arada sırada yeteneğinin yüzeye çıktığı anlarda mükemmel vuruşlarla puan toplayarak (-11 ) gibi son derece zor bir derece yaparak sahalara ikinci dönüşünde US Masters turnuvasını Güney Koreli K.J. Choi ile paylaştığı dördüncülükle tamamladı. Sonuç olarak Tiger Woods sahalara ikinci dönüşünü başarıyla gerçekleştirdi.

Görünüşe bakılırsa bu yıl Temmuz ayının 15’inde başlayacak olan “The Open”da çok farklı bir Tiger Woods ve Lee Westwood oyununa şahit olacağız .... Büyük bir olasılıkla “Freddy “ de geniş hayran kitlesiyle tutucu İskoç tribünlerini ve turnuvayı renklendirecektir.

1 Nis 2010

“1 Nisan” ya da “Fools Day” (1)




Uzun bir süre “Hicri”[2] ve “Rumi”[3] takvimleri kullanan bir kültürün aniden Gregoryen takvime geçişi de cumhuriyet döneminde gerçekleşiyor. Dedemin köstekli saatine bakarak yeni tarihe göre , eski saate göre gibi açıklamalarını hatırlıyorum. Saatin üzerinde de sayıları eski yazılışıyla çok ilginç bulurdum.İlkokula başladığım yıllarda tam olarak anlayamadığım konulardan biri de “1 Nisan şakası”, ya da “Nisan Balığı “ gününde yapılanlar pek ilgimi çekmez , hatta biraz da yapma ve itici bulduğumu hatırlarım. Bu kültürün içinden gelen Newruz’un kutlanması yasaklanırken,Hıdırellez’in gününün hangisi olduğu anlaşılamazken; ne olduğu ve nereden geldiği hiç de belli olmayan ve cumhuriyet döneminde idealize edilen üst kimliğin “kopye” kültürün bir diğer uzantısı olan “1 Nisan Şakası “ uygulamaları da yaşamımıza giriyordu.
Her kökü bir yerde olan konu gibi bunun da aslı astarını bilen fazla değil. Günümüz popüler kültür yaşamında 1 Nisan genellikle birilerine şaka yapılan , saf kişileri aldatarak eğlenmeye dayalı bir eğlence türü gibi algılanmaktadır.
Okullarda sınıf değiştirerek öğretmenleri aldatmak,değerli eşyaların saklanması gibi uygulamalrıyla başlayıp her ilişkinin derecesine ve samimiyetine göre azalan ya da artan oranda şakaların yapıldığı gün olarak da tanınmaktadır.
Bu tarihi günün esas başlangıcının eski takvimle alakalı olduğunu söyleyenler çoğunluktadır. Roma ve Hindu geleneklerinde yaz ekinoksunu takip eden sürecin sonunda 1 Nisan tarihi yeni takvim yılının başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
1 Nisan söylencelerinden biri şöyle :
Ortaçağda Jülyen takvimine göre 25 Mart tarihi yeni yılın başlangıcı kabul edilirken , 1582 yılında Papa 13. Gregory Jülyen takviminin iptal edilerek yerine yeni bir takvim yapılmasını emretmiş. Bugün kullanılan “ Gregoryen Takvimi “ ne göre bu nedenle yeni yılın başlangıcı yeniden ayarlanarak 1 Nisan ‘dan 1 Ocak tarihine alınmıştır.Bu değişime karşı çıkanların cephesi ve değişimi kabul edenlerin cephesi (muhafazakar-ilerici ) arasında o dönemde oluşan şakaların Başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa ülkelerine yayıldığı bir dönemden kalan bir kültürel miras olarak yaygınlaşıyor.
Oysa Gregoryen takvimi 1752 yılına kadar kabul etmeyen İngiltere ‘de “All Fools Day “ kültürünün bu tarihten önce de tespit edilen varlığı takvim söylencesini zayıflatmaktadır.
Roma imparatoru Konstantin’e uyarlanan bazı söylentiler de vardır ama , bunların aslı astarı olmadığı anlaşılmıştır.
Anadoluda binlerce yıldır süregiden kültürel uygulamalarda 1 Nisan tarihin önemi yaz ekinoksuna yani baharın kutlanması ya da güneşin kutsanması törenlerine bağlanabilir.Bu anlamda kadim geleneklere göre Dionysos şenlikleri ,“Bahar Sarhoşluğu” ,” Bahar Yelleri “ gibi insanı “aptal”laştıran ve başını döndüren hava değişiminin günlük yaşama yansıması olarak da düşünülebilir.
Yahudi takvimine göre 1 Nisan yeni yılın başlangıcı kabul edilir.Yahudiler’in Mısır ‘dan çıkışı ve büyük göçle bağlantısı olan “Pesah Bayramı”[4] başlangıcıdır.”
Sümer , Asur Babil geleneğine göre de 1 Nisan tarihinin önemi ayrı bir araştırma konusu olabilir.
Günümüz popüler batı kültürünün 1 Nisan ‘tarihine yüklediği “Safları Kandırma” tarzının tarihsel bağlantısı sınırlıdır.Her geçen yıl daha değişik şakaların icat edilmesiyle zenginleşen “1 Nisan Şakaları “ ya da İngilizce tabiriyle “Fools Errand” örnekleri, özellikle medyada “Kamera Şakaları “ gibi günümüz teknolojisi vasıtasıyla geniş halk kitlelerine ulaşabilmektedir.
Son olarak, kültüründe böylesine bir birikimi olmayan kişilerin masum da olsa bu artık bir “şaka günü” haline gelen günün tatsız hale getirilmesini kolaylaştıracaklarını da unutmamak gerekir.Durup dururken uçakta ,vapurda bomba ihbarı yapıp tutuklananlar olduğu gibi,yeni aldığı giysileri başından aşağıya inen bir kova pis suyla mahvolan insanların duygularını da hatırlamak gerekir .



[1] İngiltere’de All Fools Day, Fransa ‘da ise “Poisson d'Avril” olarak da biliniyor.
[2] Hz. Muhammed ‘in Mekke ‘den Medine ‘ye göç etme tarihini (MS.622) ve ayın hareketlerini temel alan takvim.
[3] Hicri takvimin (MS. 622) ,1840(1256) yılında Şems takvimine uyarlandığı karma bir takvim.
[4] Pesah Bayramı,Hamursuz Bayramı ya da Passover olarak da adlandırılan bayram 1 Nisan ‘dan başlayarak 8 gün sürer. Dengeli Güneşay” takvimini kullanan Yahudi Takvimi özel bayramları Gregoryen takvime uyarlamış ve günleri sabitlemiştir.

26 Mar 2010

Akdamar mı Akhtamar mı ?


Bugün Van Gölü adacıklarından biri üzerinde bulunan tarihi Aght’amar Surp Haç Kilisesinde dini ayin yapma izni verildiği haberi medya kanalıyla dört yöne duyuruluyor.[1]

Tarihi kilisenin üç yıl önce restorasyonunun tamamlandığı da aynı “ramazan topu atışı” yöntemiyle belirli medya kanallarıyla özellikle de batı medyasına doğru olmak üzere duyurulmuştu.[2] O zaman söz konusu yumuşama müze olarak servis vermek üzere açılacağı vaadiyle yapılmıştı. Devlet o zaman hangi nedenle olduğu anlaşılamayan bir tavırla kilisenin esas özelliği olan kutsal haçın yerine takılmasına da izin vermemişti.[3] Aslında bu tavır bir kültürü Kabul etmeme ya da yarı Kabul etme anlamında da yorumlanabilir. Örneğin ünlü ermeni şair Hovhannes Tumanyan ‘ın bir şiirinde konu ettiği kilisenin Ermeni Katolikos ‘lar için ne anlama geldiğiyle çok kişi ilgilenmiyor olmalı.

Her ne kadar Halki Ruhban okulu ‘nun kültürel şövenist tartışmaları paralelinde körün sağlam gözüne parmak sallamak gibi Hıristiyan AB ‘ye şark kurnazı kıvraklığıyla mesaj yollamak gibi algılansa da; yine de özünde bir devletin kendi çoğunluğunun inanç sisteminin dışında başka bir inanç sistemine duymaya başladığı saygının ifadesi olarak algılanması gereklidir.


Devlet, burada hangi nedenle ve amaçla olursa olsun “ dini hoşgörü” tavrını ilk kez resmen ortaya koymaktadır. Bu önemsenmesi gereken bir gelişmedir. Binlerce kilise ve yüzlerce havra arkeolojik kalıntılarıyla dünyanın belli başlı üniversitelerinin bilim adamlarının çalışma yaptığı bir coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinde ilk kez “ulusalcı” ve “milliyetci” ve “katı islamî” bir söylemi bırakıp “evrensel”, tarihi, kültürel ve inanç değerlerine sahip çıkmayı doğru bulduğu mesajını vermektedir. Devlet artık bu cesareti göstermektedir. Bu cesareti her ne kadar diğer inanç akımları olan Süryani, Yezidi, Hurufi,Alevi,Sabii,Batini inanç akımları için göstermese de yine de olumlu ve samimi bir başlangıç olarak algıladığımı söylemek isterim.

Bu kilise kültür politikasında bazı siyasetcileri “Aman AB ‘ye gireceğiz " Ermeni " , Hıristiyan kültür mirasına sahip çıkalım biraz.” kapsamında ele alınmasıyla da siyasallaştı. Coğrafyamızda Cumhuriyet dönemi öncesinde yaşanan etnik ve dini hadiselerle Cumhuriyet Devleti bir türlü uluslararası kurumlar nezdinde hesaplaşamadı. Aksine şöven ,ulusalcı katı bir tavır aldı ve bunu inatla sürdürdü. Her konu gündeme getirildiğinde tehditler savurarak kurtulmak istedi,uluslararası tepkinin de medyaya yansımasını sansürledi. Tepkileri hasır altı etme yolunu seçti. Aradan geçen yıllar boyunca sorun dallandı budaklandı ; kimsenin içinden çıkamadığı bir hal aldı.

İkinci dünya savaşı öncesinde yükselen Hitler ve Musolini söylemlerini uygulamakta hiç bir sakınca görmeyen Milli Şef ve Tek parti bürokratları uygulanan "etnik ve dini " ötekileştirme hareketinin siyasallaşmasını sağladı. İstihbarat örgütleri destekli etnik oyunlar,varlık vergisi [4] uygulamaları ve tüm sivil toplum kuruluşlarında akıl sır almaz oyunlar oynandı. 1951 yılında yıkım kararı alınan Akdamar Kilisesi’ni “İnce Memed ‘in izini süren Yaşar Kemal ‘in gazetecilik yaptığı dönemde bu konuda ciddi bir mücadele vererek kurtardığı söylenir.

Türkiyede bulunan tarihi kiliselerin bir envanteri var mıdır ? Bu envanteri çıkarmak kimin görevidir? Gibi aklımıza gelen soruların muhatabı Vakıflar İdaresi mi yoksa Kültür bakanlığı mıdır bilmiyorum.[5]

Van gölüne ve çevresine ailecek gezmeye gittiğimizi hayal meyal anımsıyorum . 5-6 yaşlarımda olmalıydım. Aslında bir kaç aile ve biz çocuklar oralara yüzmeye gitmiştik.Van gölünün sodalı suyunda mayolarımız bembeyaz olmuştu.Güneşten simsiyah olmuş balıkçılardan biri parmağıyla adayı göstererek :
" Ahaa .. Ermenü Kilüsesü " demişti.

Papazın kızına aşık olan müslüman gencin hikayesini anlatmıştı.En azından bu efsane yaşıyor ve yaşatılıyor.

İlk kiliseyi bana dedem göstermişti. "Keş Kuyusu" (Şimdi adı Keklik Kaya olarak değiştirilmiş) köyüne dedemi ziyarete gitmiştik. Dedem geniş bahçeye yukarıdan bakan kendi elleriyle yaptığı terasda parmağıyla ilerde ağaçların arasından çan kulesi görünen kiliseyi göstermiş ve hikayesini anlatmıştı. Arabistan 'da Yemen 'de savaşan ve esir düşen dedemin çocukluğunda o kilisenin nasıl dolup taştığını,özel dini günlerde çan sesinin dört bir yandan nasıl duyulduğunu, çocukların oyunlarını bırakıp kilise papazından nasıl şekerleme almaya koşuşturduklarını , Müslümanlarla Ermeniler arasında yıllardan bu yana süren karşılıklı bir hoşgörü havasının hakim olduğunu anlatırdı. 1870 doğumlu dedemin çocukluğunda birlikte oynadığı arkadaşlarının etnik kimliği ya da dini kimliği değil de oynadıkları oyunların daha önemli olduğunu söylerdi.

Özel günlerde evlere ziyarete gidilirmiş. Noelde,Paskalyada,Ramazanda,Kurban Bayramında hep birlikte olunurmuş. Kimse de bunu yadırgamazmış. Kilisenin harap duvarlarındaki renkli resimler belli birileri tarafından yer yer kazınmıştı. Rus harbi bu bölgeyi darmadağın etmiş . Ruslar gelmiş. Rusların gelişiyle huzur bozulmuş. Köydeki Ermeni nüfusu yavaş yavaş azalmış.

Son Ermeniler 'de köyü terk ettikten sonra kilise kapanmış. Ermenilerin evlerine "Kelkitli"ler yerleştirilmiş. Kilise depremlerle çok zarar görmemiş ama insanların saldırısından kendini kurtaramamamış. Zamanla da yıkılmış,duvarları ve resimleri tahrip edilmiş. Kelkitliler kilisenin duvarlarından taşları söküp kendilerine yeni evler ahırlar yapmışlar. Sokaklardaki parklardaki,çeşme ve okullardaki kesme taşlar geceleri birer birer yok olmuş.Evlerin etrafını çeviren duvarlar bile harap edilmiş,demirleri çalınmış. Hırsızlık kavga gürültü ve huzursuzluk dayanılmaz olmuş. Dedemin anlattıklarını bir masal gibi dinlerdim . Şimdi içimde yine oralara gidip o kiliseyi ve civarı görme arzusu kıpırdıyor ama cesaret edemiyorum . Dedemin anlattıklarının çocuk hafızamda kalan filminin olduğu gibi kalmasını istiyorum.

Anadolunun tarihine duyduğum merakla aldığım notlardan biri şöyle :

" Kutsal haç kilisesi ,Van’ın Gevaş ilçesinin sınırları dahindeki Akhtamar Adası'nda yer almaktadır. Adanın güney doğusuna kurulmuş olan kilise, Kutsal Haç adına Vaspura Kralı I. Gagik tarafından M.S. 940 yıllarında ünlü Mimar Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki Jamaton 1793 tarihinde; güneyindeki çan kulesi ise 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmemektedir. İlk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki taş süslemeleriyle de dikkat çekmektedir. Planı merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç düşüülerek tasarlanmıştır. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür.
Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtayla girilmektedir. Kilisenin çevresi daha sonraki dönemlerde ilave edilen göçmen ailelerin kerpiç yapılarıla kuşatılmıştır..

Kilisede büyük bir özenle resmedilen tasvirlerde Yunus peygamberin öyküsü , Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ve Havva'nın Cennet'ten kovulması öyküsü , Hz. Davut ile Goliat'ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ; üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri dikkat çekmektedir.

Batı cephesinde Kral Gagik'i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tasvir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşakçepeçevre binayı dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinde çeşitli sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşçiler ve sarayla ilgili bir çok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir, başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette, tasvir edilmiştir. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde zengin insan ve hayvan figürlerini görmek mümkündür.”

İşte bu notları Vikipedya ’dan alıntı olarak almışım. Bir de kilisenin dini tarihi olmalı. Ermeni kiliselerinin bildiğim kadarıyla çok karmaşık bir tarihi var. M.S. 300 yıllarından itibaren kiliselerin yapımına başlanıyor bu bölgede. Gregoriyan mezhebi ayrımı Doğu Roma Ortadoks kilisesinden kopuşla gerçekleşiyor.Daha sonra Gregoriyan mezhebinden de kopuş gerçekleşiyor .
7. yüzyılla 14. yüzyıl arasında bu bölgede yaygın olan Zerdüşt (mecusi ) dini ve üç tek tanrılı semavi din arasında mücadeleler gerçekleşiyor.
Kilisenin yapıldığı yıllarda o coğrafya dünya tarihinin en hareketli mezhepler , kiliseler , kopuşlar ve iktidar savaşlarına sahne oluyor . Bu Anadolu kiliselerinin tarihini öğrenmek çok çaba gerektiren bir uğraş.
Bugün kilisede dini ayine izin verilmesi bir çok soruyu da beraberinde getiriyor.En önemlisi yortu günü ve vaftiz edilme gibi teknik konulardır.Bu hassas konuların çözülmesi de belli ki daha çok zaman alacaktır.

Bu soruların neler olacağını da zamanla göreceğiz ....

[1] “Kültür ve Turizm Bakanı Günay imzasını taşıyan resmi yazıda şu ifadeler yer alıyor. Söz konusu talep doğrultusunda, İnanç Turizmi kapsamında Van Akdamar Anıt Müzesi'nin (Akdamar Kilisesi) ziyaretçi sirkülasyonuna engel teşkil etmeyecek bir bölümünde, sınırlı sayıda ziyaretçinin katılımıyla, yılda bir kez olmak üzere Eylül ayının ikinci haftasında günü, saati ve süresi Valilikçe belirlenmek kaydıyla dini içerikli etkinlik düzenlenmesine izin verilmesi Bakanlığımızca uygun görülmüştür." Her kilisenin bir yortu günü vardır. Surp Haç yortusu, Eylül ayının ikinci Pazar günüdür. Bu gün değişemez, 2010 yılında Surp Haç Yortusu 12 Eylül Pazar günüdür. (Murat Bebiroğlu ‘ndan alıntıdır .Y.Ç.)

[2] Nedense bizim Kütür bakanlığımız bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı ya da İlahiyat Üniversitelerinden uzmanlardan görüş almamıştır.Konu ehil olmayan bürokratların şekillemesine bırakılmıştır.

[3] ”Kilise geleneklerine göre onarılan bir kilisenin yeniden kutsanması (odzum) gerekir . Bu söz konusu değilse kilisenin kutsanması yerine Seyyar Sofra (Şarjagan Seğan) kullanılır. Daha önceden kutsanmış üzerinde haç olan bir mermer (Vemkar) ile Kutsal Sofra (Surp Seğan) oluşturularak ayin yapılır. Ahtamar Surp Haç Kilisesinde de ayinin böyle yapılması gerekir. ( Murat Bebiroğlu ’ndan alıntıdır.Y.Ç)

[4] Varlık Vergisi yasası 12.Kasım.1942 tarihinde yürürlüğe girdi. Yasa oylamaya katılan 350 milletvekilinin oy birliğiyle kabul edilmiş, içlerinde tanınmış yazarların da bulunduğu 76 milletvekili oylamaya katılmamıştı.

[5] Bu konuda cemaat liderlerinin de içinde bulunduğu geniş katılımlı bir uzmanlar kurulu Kültür bakanlığı insiyatifinde bir envanter çıkarılabilir.

(6) Değerli fotoğraf sanatçısı Bülent Özgören 'in son Van gezisinde çektiği fotoğraflar bugünkü durumu gösteriyor :http://bulentozgoren.blogspot.com/2010/03/akdamar-kilisesi.html

21 Mar 2010

Newruz


Şimdi , yani 20 Mart saat 17:31 itibariyle yaz ekinoksuna (gündönümü,YILDÖNÜMÜ diyorlar ) girdik.

Bu Pers takvimine göre yeni bir yılın başlangıcı ...

Pahlawi ,Mecusi ( Zerdüşt ) takvimine göre kaçıncı yıldayız ?

Kayhan Kalhor'un "Yüreğimdeki Ateş " Gazal 'ni dinlemiyenler varsa dinlesin...

İşte tam o yıldayız .... On iki bin yılının eşiğinde ...

Newruz kavramı malesef içi boşaltılmış bir su kabağı gibi ; ırkçı şöven yazarların söylemlerine bugün de malzeme olacak.

Binlerce yıldır Hara dağında yanan ateşler artık Khwaniratha 'ya indi.

Siyasi bir malzeme haline getirilen bu bayram artık kendi kültürel kimliğine kavuşacak mı ?

Saoshyant , Vuruksha üzerinde kristal dağda Newruz ateşini yaktığında tüm kötüler titreyecek mi ?

17 Mar 2010

17 Mart Saint Patrick Günü


Bugün 17 Mart .

İrlandalı dostlarımın “Kelt” ya da “Gelik “ dilinde söyledikleri “Lá Fhéile Pádraig” günü .

Dublin ‘de yaşadığım yıllarda İrlanda’ya özgü bir çok şey arasında bu festival de vardı. “Kelt” kültürünün çok derin “pagan” kökleri var.

Örneğin festivaller ve mevsimler ekinoks zamanlamasına göre odaklanmış. Bana kalırsa Saint Patrick günü de bir yerde “pagan “ geleneğin “katolik” uyarlaması gibi görünüyor.

Yemyeşil dekore edilen sokaklar, limandaki gemiler ,tramvaylar ve pubların görüntüsü çok farklı. Sokağa çıkartılan bira fıçıları ve sel gibi akan Guiness birası 5-6 litre bira içmelerine rağmen sanki hiç içmemiş gibi eğlenmeye devam eden İrlandalılara imrenmemek elde değil.

Ben orada yaşadığım sürede burnu iri bir bostan patlıcanı rengine dönmüş çok kişi gördüm ama asla kendini bilmez bir sarhoşa rastlamadım.

Keltlerin kendilerini kovalayan Gotlar ve Vizigotlardan kurtulmak için sığındıkları bu büyülü ada denizcilerin rüzgarları beklerken uğradıkları limanlardan biri olarak biliniyor.Saint Patrick ‘in Hıristiyanlığı yaymak için ilk kez ayak bastığı tarih ise 17 Mart 445 olarak biliniyor.

Vikingler ‘in adayı keşfetme tarihi ise 841 yılı .Norveçli Vikinglerin “ Dyffin” adını verdikleri bu ileri karakol limanı surlarla çevrilerek bir liman kentine Olaf De White yönetiminde yerleşen savaşçılar bugünkü kentin çizgilerini belirliyorlar.

Stockholm ‘de de yaşamış biri olarak her iki kentin birbirine ne kadar benzediğini söyleyebilirim.

Liffey Irmağı şehri tam ortadan ikiye bölüyor.Kuzey surları ve Güney surları ve kale bugün bile çok iyi durumda muhafaza ediliyor. Bir zamanlar İstanbul ‘da da bulunan ama şimdi bir kaç yerde rastlanan (Perşembe Pazarı ) yıkıntılarıyla Pera bölgesini çevreleyen Ceneviz surları gibi.

Dublin çok kanlı bir iç savaş sonrasında bağımsız bir devlet olarak 1922 yılında bağımsızlığına kavuşana kadar sürekli işgal ediliyor.Dublin halkı sürekli kılıç altında yaşamak zorunda kalan fakir bir halk olarak çok büyük acılar çekiyor.

St: Patrick Günü resmi tatil günü olarak kutlanıyor.Sadece İrlanda ‘da değil , İrlanda diasporasının bulunduğu her yerde kutlanıyor.”Shamrock” adı verilen ve İrlanda ‘nın sembolü olan üç yapraklı yonca her yerde karşınıza çıkıyor. İstanbul’da da Beyoğlu’ndaki “Irish Pub “ da kutlamalar yapılıyor.Geçen yıl oraya gittik ama kalabalıktan içeri giremedik.

Bence İrlanda bayrağını “Shamrock”[1] olarak değiştirmeli.Bugünkü bayrağın İrlandalılar için pek anlamı olduğunu söylemek mümkün değil.Üç yapraklı yoncanın İrlanda ‘nın sembolü olarak patentinin alındığını, gerek güney gerekse de Kuzey İrlandalıların ortak etnik aidiyeti olan “Kelt “ bağlantılı olduğu da biliniyor.

Kanada’nın bazı vilayetlerinin bayrak ve amblemlerinde de Shamrock sembolü görülebiliyor.[2] Bu üç yapraklı yoncanın dört yapraklı yonca ile bir bağlantısı olmadığı söyleniyor.

Dublin ‘de limana yakın bir mahallede Ballsbridge , Anglesea Road ‘da iki katlı, kırmızı tuğlalı şirin bir evde oturuyoruz.Saint Patrick günü sabah erkenden limana doğu yürüyoruz. “Tall Ships“ adı verilen yelkenli gemiler filosu Dublin limanını ziyaret ediyormuş.Gemilerin gösterisini izleyeceğiz. Gemiler öğlene doğru demir alacak Dublin limanında bir gösteri turu atarken Dublin kalesinden tarihi toplar ateşlenecekmiş.İnanılmaz bir gösteri bizleri bekliyor.Shamrock bayraklarımız ve yeşil silindir şapkalarımızla bizde İrlanda’nın bu neşeli bayramına katılıyoruz.Öğle yemeğimizi limanı yukarıdan gören Dun Laoghaire ‘tepelerindeki küçük bir aile restoranında yiyecek dürbünlerimizle gemileri izleyeceğiz , daha sonra akşam Astons adlı mahalle Pub’ımıza davetliyiz.İrlandalı dostlarımızla buluşup pubda düzenlenen gösterileri izleyeceğiz.Kırk büyük yelkenli geminin oluşurduğu bu muazzam gösteri 40 metreden 120 metreye kadar değişen üç ve dört direkli tarihi teknelerden oluşuyor.Şili bandralı Esmeralda ,ABD bandralı “Gazela” en ilgi çeken tekneler.Önlerinde kuyruklar oluşuyor.Beyaz denizci kıyafetleriyle tayfalar güvertede misafirlerine egzotik meşrubat ve ananas sulu şampanya servisi yapıyorlar.

İrlanda Edebiyatı ve irlandalı yazarlar kültürlerinin bu vazgeçilmez olayını kitaplarında yansıtmışlar. Bu yazarların kitaplarını okumadım ama bir gün okurum belki diye not almışım:

Trinity by Leon Uris,A Star Called Henry by Roddy Doyle,Ireland: A Novel by Frank Delaney,1916: A Novel of Irish Rebellion by Morgan Llywelyn,The Princes of Ireland by Edward Rutherford,Consumed in Freedom’s Flame by Cathal Liam,Patric’s Saga by Leticia Remauro,Lake of Sorrows by Erin Hart,Another Kind of Life by Catherine Dunne,Death and Nightingales by Eugene McCabe,

O gece Astons ‘da Secret Garden grubu keman virtiyozu İrlandalı Sherry Fioniualla ile tanıştım.İstanbul ‘dan yeni dönmüş. Oradaki ve diğer kentlerdeki konserlerini anlattı.Çok başarılı genç bir müzisyen .İrlanda Dublin Trinity Müzik akademisini birincilikle bitirmiş.O akşam Saint patrick festivalinde bize Fionnuala rehberlik etti. Müzisyenleri tanıttı,Keltce okunan şiirleri İngilizce ‘ye çevirdi.

Kimbilir belki bir gün yeniden 17 Mart ‘da Dublin ‘e giderim. Temple bar bölgesindeki Publarda ve Astons ‘da şiirler okuyan halk ozanlarını,kemanlarından her türlü sesi çıkaran müzisyenleri dinlerken İrlandalıların yıllar sonra çok hak ettikleri huzur ve barış dolu neşelerinden bir parça da ben nasiplenirim.

İrlandalı dostlarımın Saint Patrick gününü kutluyorum.


[1] Kelt dilinde “seamair bhuí” ya da “ seamróg" . Giderek Anglo Sakson diline “Shamrock “olarak uyarlanıyor.

[2] Montreal,Quebec,

Saint Patrick Günü

Bugün 17 Mart .

İrlandalı dostlarımın “Kelt” ya da “Gelik “ dilinde söyledikleri “Lá Fhéile Pádraig” günü .

Dublin ‘de yaşadığım yıllarda İrlanda’ya özgü bir çok şey arasında bu festival de vardı. “Kelt” kültürünün çok derin “pagan” kökleri var.

Örneğin festivaller ve mevsimler ekinoks zamanlamasına göre odaklanmış. Bana kalırsa Saint Patrick günü de bir yerde “pagan “ geleneğin “katolik” uyarlaması gibi görünüyor.

Yemyeşil dekore edilen sokaklar, limandaki gemiler ,tramvaylar ve pubların görüntüsü çok farklı. Sokağa çıkartılan bira fıçıları ve sel gibi akan Guiness birası 5-6 litre bira içmelerine rağmen sanki hiç içmemiş gibi eğlenmeye devam eden İrlandalılara imrenmemek elde değil.

Ben orada yaşadığım sürede burnu iri bir bostan patlıcanı rengine dönmüş çok kişi gördüm ama asla kendini bilmez bir sarhoşa rastlamadım.

Keltlerin kendilerini kovalayan Gotlar ve Vizigotlardan kurtulmak için sığındıkları bu büyülü ada denizcilerin rüzgarları beklerken uğradıkları limanlardan biri olarak biliniyor.Saint Patrick ‘in Hıristiyanlığı yaymak için ilk kez ayak bastığı tarih ise 17 Mart 445 olarak biliniyor.

Vikingler ‘in adayı keşfetme tarihi ise 841 yılı .Norveçli Vikinglerin “ Dyffin” adını verdikleri bu ileri karakol limanı surlarla çevrilerek bir liman kentine Olaf De White yönetiminde yerleşen savaşçılar bugünkü kentin çizgilerini belirliyorlar.

Stockholm ‘de de yaşamış biri olarak her iki kentin birbirine ne kadar benzediğini söyleyebilirim.

Liffey Irmağı şehri tam ortadan ikiye bölüyor.Kuzey surları ve Güney surları ve kale bugün bile çok iyi durumda muhafaza ediliyor. Bir zamanlar İstanbul ‘da da bulunan ama şimdi bir kaç yerde rastlanan (Perşembe Pazarı ) yıkıntılarıyla Pera bölgesini çevreleyen Ceneviz surları gibi.

Dublin çok kanlı bir iç savaş sonrasında bağımsız bir devlet olarak 1922 yılında bağımsızlığına kavuşana kadar sürekli işgal ediliyor.Dublin halkı sürekli kılıç altında yaşamak zorunda kalan fakir bir halk olarak çok büyük acılar çekiyor.

St: Patrick Günü resmi tatil günü olarak kutlanıyor.Sadece İrlanda ‘da değil , İrlanda diasporasının bulunduğu her yerde kutlanıyor.”Shamrock” adı verilen ve İrlanda ‘nın sembolü olan üç yapraklı yonca her yerde karşınıza çıkıyor. İstanbul’da da Beyoğlu’ndaki “Irish Pub “ da kutlamalar yapılıyor.Geçen yıl oraya gittik ama kalabalıktan içeri giremedik.

Bence İrlanda bayrağını “Shamrock”[1] olarak değiştirmeli.Bugünkü bayrağın İrlandalılar için pek anlamı olduğunu söylemek mümkün değil.Üç yapraklı yoncanın İrlanda ‘nın sembolü olarak patentinin alındığını, gerek güney gerekse de Kuzey İrlandalıların ortak etnik aidiyeti olan “Kelt “ bağlantılı olduğu da biliniyor.

Kanada’nın bazı vilayetlerinin bayrak ve amblemlerinde de Shamrock sembolü görülebiliyor.[2] Bu üç yapraklı yoncanın dört yapraklı yonca ile bir bağlantısı olmadığı söyleniyor.

Dublin ‘de limana yakın bir mahallede Ballsbridge , Anglesea Road ‘da iki katlı, kırmızı tuğlalı şirin bir evde oturuyoruz.Saint Patrick günü sabah erkenden limana doğu yürüyoruz. “Tall Ships“ adı verilen yelkenli gemiler filosu Dublin limanını ziyaret ediyormuş.Gemilerin gösterisini izleyeceğiz. Gemiler öğlene doğru demir alacak Dublin limanında bir gösteri turu atarken Dublin kalesinden tarihi toplar ateşlenecekmiş.İnanılmaz bir gösteri bizleri bekliyor.Shamrock bayraklarımız ve yeşil silindir şapkalarımızla bizde İrlanda’nın bu neşeli bayramına katılıyoruz.Öğle yemeğimizi limanı yukarıdan gören Dun Laoghaire ‘tepelerindeki küçük bir aile restoranında yiyecek dürbünlerimizle gemileri izleyeceğiz , daha sonra akşam Astons adlı mahalle Pub’ımıza davetliyiz.İrlandalı dostlarımızla buluşup pubda düzenlenen gösterileri izleyeceğiz.Kırk büyük yelkenli geminin oluşurduğu bu muazzam gösteri 40 metreden 120 metreye kadar değişen üç ve dört direkli tarihi teknelerden oluşuyor.Şili bandralı Esmeralda ,ABD bandralı “Gazela” en ilgi çeken tekneler.Önlerinde kuyruklar oluşuyor.Beyaz denizci kıyafetleriyle tayfalar güvertede misafirlerine egzotik meşrubat ve ananas sulu şampanya servisi yapıyorlar.

İrlanda Edebiyatı ve irlandalı yazarlar kültürlerinin bu vazgeçilmez olayını kitaplarında yansıtmışlar. Bu yazarların kitaplarını okumadım ama bir gün okurum belki diye not almışım:

Trinity by Leon Uris,A Star Called Henry by Roddy Doyle,Ireland: A Novel by Frank Delaney,1916: A Novel of Irish Rebellion by Morgan Llywelyn,The Princes of Ireland by Edward Rutherford,Consumed in Freedom’s Flame by Cathal Liam,Patric’s Saga by Leticia Remauro,Lake of Sorrows by Erin Hart,Another Kind of Life by Catherine Dunne,Death and Nightingales by Eugene McCabe,

O gece Astons ‘da Secret Garden grubu keman virtiyozu İrlandalı Sherry Fioniualla ile tanıştım.İstanbul ‘dan yeni dönmüş. Oradaki ve diğer kentlerdeki konserlerini anlattı.Çok başarılı genç bir müzisyen .İrlanda Dublin Trinity Müzik akademisini birincilikle bitirmiş.O akşam Saint patrick festivalinde bize Fionnuala rehberlik etti. Müzisyenleri tanıttı,Keltce okunan şiirleri İngilizce ‘ye çevirdi.

Kimbilir belki bir gün yeniden 17 Mart ‘da Dublin ‘e giderim. Temple bar bölgesindeki Publarda ve Astons ‘da şiirler okuyan halk ozanlarını,kemanlarından her türlü sesi çıkaran müzisyenleri dinlerken İrlandalıların yıllar sonra çok hak ettikleri huzur ve barış dolu neşelerinden bir parça da ben nasiplenirim.

İrlandalı dostlarımın Saint Patrick gününü kutluyorum.



[1] Kelt dilinde “seamair bhuí” ya da “ seamróg" . Giderek Anglo Sakson diline “Shamrock “olarak uyarlanıyor.

[2] Montreal,Quebec,

Hakkâri İzlenimleri (1)

Yedi günlük Rize Çamlıhemşin Yaylaları ve beş günlük Hakkâri gezisinden döndükten sonra bir kaç gün şaşkınlığımı üzerimden atamadım. Hem Ka...