8 Mar 2013

8 Mart : Emekçi Kadınlar Günü

                                                           Mustafa Ayaz (Pembe Şapkalı Kadın) 


Tarihi olayları araştırarak ve sürekli sorgulayarak paradigma farklarını ayırt edebilme olanağına erişilebilinir. Bu oldukça sancılı bir süreçtir. Elde edilen doğrular her zaman hoş olmayan gerçeklere ulaşılmasını da sağlayabilir.  

Şimdi bugün bütün gün "Takvim-i Vekayi"[1] medyası kadınlar konusunda sahte duygusallıklara imza atacaktır. Mangalda kül bırakılmayacak özünde  "misogyny"[2] taşıyanlar inanılmaz ahkamlar kesecektir.

Orta  Doğu ve Arap kültürünün misogyny temelli kadını sömürme ve aşağılama eğilimi, kadını örterek kendine saklama ve gerektiğinde itaat etmeyen  kadına şiddet uygulamanın kabul edilir bir davranış olarak dinsel mazeretlerin de konuşulduğu bir kültürü Türkiye'de de yaygınlaştırmıştır. 

Kadını sahiplenme ve bir "mal" olarak görme eğilimi hiç de azalmış ya da yok olmuş değildir. Cinsel tacizler, aşağılama, kadını örterek saklama eğilimlerinin özünde dinsel baskı ve  erkeğin egemen olduğu üretim ilişkilerinde tek seçici olma iktidar hırsı yatmaktadır.

Kadının çalışmasına yani ekonomik olarak bağımsız bir konuma gelmesine karşı çıkan zihniyet, kadını eve hapsedip köle olarak kullanma arzusudur. Bedelini ödeyerek (başlık Parası) aldığı kadına şiddet uygulamayı hoş gören inanç sistemi bunu “Şeriat”la da ( Nisa Suresi 34. Ayet)[3] müesseseleştirmiştir. Kadının örtüler altına saklanmasının altında erkeğin iktidar korkusu ve misogyny temelli gelenekleri yatmaktadır.   

8 Mart 1857 tarihi "Emekçi Kadınlar Günü" için önemli bir tarihtir. 129 kadın emekçinin New York'da bir tekstil fabrikasında polis tarafından yakılarak öldürülmesi anısına kutlanmaktadır.

 İlk kez 1921 yılında Moskova'da kutlanan gün daha sonra 1977 yılında Birleşmiş Milletler[4]
tarafından "kadınlar günü " olarak kabul edilmiştir. Emekçi kadınlar ibaresi ve yanarak ölen 129 kadın emekçiden bahis yoktur.

Umudumuz Emekçi Kadınların bir gün Türkiye'de de misogyny sarhoşu erkeklerin beyinlerinde layık oldukları yere gelecekleridir.



[1] (Bak. http://tr.wikipedia.org/wiki/Takvim-i_Vekayi) 
[2] (bak: http://en.wikipedia.org/wiki/Misogyny) 
[3] Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. (Diyanet Meali)
[4] .( Bak. BM ilgili sayfası: http://www.un.org/events/women/iwd/2008/history.shtml)

5 Mar 2013

Dekadans


Hızla ötekileşen ve çoğunluğun ağır baskısıyla hareketsiz kalan bir neslin sızlanmaları artıyor.

 Değerler  hiç bu kadar hafife alınmamıştır. 

Daha doğrusu değerlerin yeniden yapılandırıldığı çoğunluğun nabzına göre kurgulandığı dekadans sürecini durduracak kimse de yok.  

Çoğunluğun akışına kapılıp giden aklı başında bilinenler giderek taşlaşıyor, dönüşüyor.

 Dekadansın tam ortasındayız artık. 

Bunun farkında olanları da hareket edemez hale getiren güç dengeleri kurulmuş durumda. 

George Orwell 'in kurguladığı dünyanın içindeyiz..

1 Mar 2013

Decadentia




 İnsanın doğayla kurduğu ilişki zaman içerisinde evrilip esas özünden koparılarak dekadans sınırlarına kadar ilerliyor.




Aubrey Beardsley, The Goncourt brothers, Joris-Karl Huysmans, Rachilde, ve Oscar Wilde. dekadansı nasıl açıklıyorlar? (1) 





Romantik ilkçağ kahramanı öldüğünde mezar taşını kalkan biçiminde oyuyorlar. Kahraman klanı uğruna kanını akıtmaktan çekinmiyor. Oysa doğanın güzellikleriyle kendilerinden geçen romantiklerin doğaya tapınmalarını durduran yeni bir anlayış çıkacaktır ortaya. Teizm. 







 Doğayı köleler marifetiyle  sömüren ilkçağ imparatorlukları aradıkları refah toplumunu yaratamadılar. Yapma ve sahte bir dünyanın kapılarını zihinlerde açmak için ayinler yaptılar.




Ayinlerde yakılarak yok edilen doğaya kimse aldırmadı. Devasa ağaçların teker teker yok edilerek savaş makinaları yapıldığı dönemlerde romantizmden söz eden artık yoktu. Büyük ve tek tanrı adına ülkeler fethediliyor güçsüz olanın kurban edildiği dekadans dönemlerine geçiş yapılıyordu. Ormanların katli uzun gemilerin yapılması daha fazla iktidar içindi. İktidar hırsı acılar getirecekti.




Güçsüz insanlar ve doğa iktidara tapan güçlülerin kurbanı olacaktı. 


Geriye kurumuş ağaçlardan heykeller yapan sanatçıların feryatları kalacaktı. 




Bilge teke bütün bu dekadansı buğlu gözlerle seyredecekti. Bu sahte dünyayı gerçek dünya diye insanlara dayatan iktidar hırsından gözleri dönmüş insanların icat ettiği envayi türlü kuram havada uçacaktı: Natüralizm, empresyonizm, sembolizm. Sahte olanı yine sahte olanla değiştiren büyük aldatmacanın adı dekadans. 


Modernizmin insana vaad ettiği refah ve özgürlük te sahteydi. İlkçağ imparatorluklarının köleleri modernitenin işçi sınıfı olarak dekadansa batıyordu. 



Doğaya tapınmayı yasaklayan ve teşvik eden  dinlerin insanlara vaad ettiği cennetlerin tasviri konusunda da büyük kargaşa içine girildi. Nasıl bir cennet olacağı hep tartışılacaktı. İnsanlar doğruyu arayacak nasıl bir cennet tahayyül ederse onu düşünmek isteyecekti. Onlara nasıl düşünmeleri gerekeceğini anlatacak masalcılar gerekiyordu.







Masalcılar doğayı taklit ederek yeni sahte dünyalar kurmaya çabaladılar. Doğadan uzaklaşan insanlar şehirlere  doluştular. Devasa şehirler kuruldu. Dağlar, ovalar, dereler, ormanlar yok edilerek barınaklar yapıldı:, barınakları ısıtmak için toprağın bağrı deşilip petrol ve kömür çıkarıldı. Dekadanslı yıllar karbon monoksit üreten şehirli tüketen insanları ortaya çıkardı. Her şeye sahip olmak isteyen karbon monoksit gaz çıkaran insanlar daha çok tahrip ettiler. 




                                                                    Geriye ne kaldı?





                                     Giderek büyüyen sahte narlar ve sahte balıklar dekadansın en belirgin örnekleri olarak menüde yerlerini aldılar. Dekadans döneminin sanatçısı sahte gerçekler kurguladı. Sahte söylenceler icat etti. Onun  icat ettiği söylencelerin doğru olduğunu iddaa eden şehir zorbaları ortaya çıktı. Zorbalar zahte nezaketlerini sundular. Güç elde ettikten sonra  da şehirlerde yaşayan işçileri biber gazıyla cezalandırdılar.






20 Şub 2013

Öklid




Adrasan 17 Şubat 2013 010 Öklid


Her baharda nedense Öklid’in beş aksiyomunu hatırlarım:

‘Geometriyi bilmeyen hiç kimse bu kapıdan içeri alınmaz!”

Algılarımızın ve zanlarımızın bizi  içine düşürdüğü  yanlışlık kara deliklerinden , ancak matematiğin sağladığı evrensel ilkeler , akıl ve hikmet yöntemleriyle dışarı çıkabileceğimizi anlatmaya çalışmış üstat.
  • İki noktadan bir ve yalnız bir doğru geçer. (Karşı karşıya kaldığın sorunların yalnızca tek bir çözümü olabilir. O çözümü aramalısın.)
  • Bir doğru parçası iki yöne de sınırsız bir şekilde uzatılabilir. (Düşüncelerin ve duyguların sınırları yoktur. Sonsuz açılımlar yapabilirsin.)
  • Merkezi ve üzerinde bir noktası verilen bir çember çizilebilir. (Düşüncelerin ne kadar dağınık ve karmaşık olursa olsun yine de bir yere odaklanabilirsin)
  • Bütün dik açılar eşittir.(Hangi konumda ya da maddi olanaklara sahip olursa olsun tüm insanlar eşittir.)
  • Bir doğruya dışında alınan bir noktadan bir ve yalnız bir paralel çizilebilir.(Herkesle aynı düşüncede olmak zorunda değilsin. Zor olan şey seninle aynı fikirde olmayanlarla belirli bir mesafeyi tutmak olmalıdır.)

18 Şub 2013

Adrasan


Adrasan 17 Şubat 2013 003

Yıllar boyunca baharları ıskalamış biri olarak şimdi ağır ağır izliyorum Demeter’in dönüşümünü. Adrasan üç bin yıllık tarihi kalıntıları ve el değmemiş doğasıyla ilkbaharın izlenebileceği en uygun yerlerden biri.

Adrasan 17 Şubat 2013 002


Badem, kiraz, elma ve erik ağaçları çiçeklenmiş. Papatyalar, gelincikler ve diğer kır çiçekleri de bir halı gibi sarmış her yeri. Olympos dağına tırmanıyorsun. Kış mevsiminin yoğun yağışları dağ yolunu ortadan kaldırmış. Heyelanın izleri görülüyor her yerde. Toprak yemyeşil taze otlarla kaplı. Eriyen karların suları küçük derecikler oluşturmuş.


Adrasan 17 Şubat 2013 036


Bu kadar bol suyu olan bir yerde yaşayan bitki ve hayvanların şanslı olduğunu düşünüyorsun. Baharın havasına güvenilmez derler ya. Doğrudur. Güneşli hava birden değişip yerini güçlü ve soğuk bir rüzgârın getirdiği yağmur bulutlarına dönüşüyor. Hazırlıklısın. Yağmurluğunu giyiyorsun. Olimpos Yunanca dağ anlamına geldiğini söylüyorlar. Solymma da Luvi dilinde dağ anlamında kullanılıyormuş. Bu bölgenin Helen öncesi yani M.Ö: 7. yüzyıllarda yaşayan halkının konuştuğu dil Luvice. Adrasan ‘da o dönemin en kalabalık şehirlerinin kurulduğu bölge.
Çiçeklerle dolu Olimpos dağ yollarından geçerek Kadir’in Evi’nin de bulunduğu dereyatağına geliyorsun. Oradan denize kadar uzanan dere boyunca çarpık ve denetimsiz yapılaşma ve çevre kirliliği görülüyor. Ambalaj atıkları, plastik hurda demir ve akla hayale sığmayacak her türlü atık orada tüm çıplaklığıyla gözleriniz önünde. Bu manzaradan rahatsızlık duyan da yok. Çoğunluğu Karadeniz Bölgesi çıkışlı müessese sahipleri,dört bir şehirden akın akın oraya ciddi paralar ödeyerek gelip kalanlar, o pislikten ve görüntü kirliliğinden rahatsız olmuyorlar. Yerel yönetimler de rahatsız değil. Çevre doğa dostu SKT’ları da anlaşılan buraya uğramıyor.
Adrasan ve Olimpos bölgelerinde binlerce yıl önce yaşayan insanların inşa ettikleri su sarnıçları, stoalar, hamamlar, kütüphaneler, devlet binaları, limanlar ve mezarlar orada ibret timsali olarak ayakta duruyor. Bir de bugünkü demir ve tunç devri öncesi yapılaşmaya bakıp bir kez daha uygarlığın nereden nereye evrildiğini sorgulamak lazım.


Adrasan 17 Şubat 2013 025


70′li yılların Woodstock türü özgürlüklerinin mekanlarından biri burası. Derme çatma kulübelerin bulunduğu bu pansiyonlar hiç de mütevazi fiyatlar uygulamıyor. Buraya gelen öğrencilerin çoğunun para sıkıntısı olmadığı anlaşılıyor. Bu doğa cennetinin ortasına bir de diskotek yapmışlar. Bu da gürültü katsayısının oldukça yüksek olduğu işkence geceleri anlamına gelebilir. Zaten buraya gelen keçi yoluna benzer şosenin her tarafı delik deşik olmuş. Yerel idareler de müessese sahipleri de yolu onarmayı bir görev olarak görmüyorlar. Deli Dumrul ticari anlayışı hakim pansiyon sahiplerinde. Gelen müşteriyi esir alıp işkence ederek paralarını soyuyorlar. Bundan da rahatsız olmak yerine zeytinyağı gibi üst perdeye erişen tavırlarıyla küstah küstah konuşuyorlar. Sadece paraya ve cinselliğe odaklı tek profilli öfke dolu erkeklerin yönettiği bu müesseselere müşteri olarak gelenlerin profili de farklı değil.
Şimdi baharın sızdığı bu vadide sessizlik hakim. Akan derelerin şırıltısı her kötülüğü örtüyor. Yeni olanın güzelliği ruhunu dinlendiriyor. Taze yaprakların ışıldayan yeşili patlayan sarı, beyaz, mor ve kırmızı çiçek cümbüşüne karışıyor. Yeni bir yıl başlıyor Adrasan’da. Şubat ayının eski yılın son ayı olduğu kültürlerde yeni bir yıla girerken arınma ritüelleri icra edilen günler yaşanıyor. Çin, Hindistan ve İran eski yılı uğurluyor. Burada bu topraklarda ise güneş balık burcuna girerken baharın müjdesi badem ağaçları çiçek açıyor.
Likyalılar ve daha sonra Yunanlılar her ayı onar günlük dönemlere ayırmışlardı. Romalılar, ayın bazı günlerine ayrıcalık tanırlardı, gitgide günleri haftalar halinde dizmeye başladılar ve bu uygulama İmparator Augustus zamanında tamamiyle törenler arasına girdi ve haftanın her günü özel bir Tanrıya adandı. İşte Demeter’in kızı Persephone’nin bu mevsimde ormanda çiçek toplarken Hades tarafından kaçırılması miti mevsimlerin hikâyesi olarak nesilden nesile anlatıldı.

Adrasan 17 Şubat 2013 015


Olimpus dağına bakıyorsun. Eriyen kar suları kayalardan aşağıya, denize doğru uğuldayarak akıyor.Suların her yıl bu dönemde denize akışını hiç bir şey engelleyemiyor. Binlerce yıldır hiç değişmeyen bu döngü zamanın doru bir çizgide olmadığını sürekli döndüğünü gösteriyor.

    14 Şub 2013

    Kumph Mela


    kumph mela 1
    Hindu inanışlarına göre belirli dönemlerde nehirlerde arınma törenleri yapılır. Bu arınma ritüelleri dört yerde yapılır. Prayag (Allahabad) , üç nehrin buluştuğu yer.(Ganj, Yamuna and Saraswati), Nasik, Haridwar ve Ujjain.

    Kumph Mela 2
    Samudra manthan söylencesi : Hindu tanrıları giderek güç kaybetmeye başlarlar. Güçlerini yeniden kazanmak için yaşam iksiri üretmek zorundadırlar. Yaşam iksiri de okyanusların köpüklerinden elde edilmektedir. Bu binlerce yıl süren işlem için tanrılar zebanilerle anlaşma yapmak zorundadır. Anlaşma yapılır. Yaşam iksiri üretilip bir küpe doldurulur.

    Zebaniler anlaşmayı bozup yaşam iksiri dolu küpü çalarlar. Tanrılarla zebaniler arasında muazzam bir savaş olur. Bu savaş sırasında küpten dört damla iksir dökülür. Damlalar dört yere düşer.

    Prayag, Nasik, Haridwar ve Ujjain’e.

    Hindular her dört yılda bir bu dört yerde arınma törenleri yaparlar. Arınma törenlerinin en önemlisi Prayag’da her on iki yılda bir yapılan büyük Kumph Mela törenidir.

     Yüz milyona yakın insanın Ganj nehrinde 10 Şubat 2013 tarihinde arınma töreni gerçekleştirdiği söylenmektedir.

    Bu dünyanın en kalabalık ruhani toplantısında ilginç görüntüler oluştuğu gibi kalabalıktan ezilerek yaşamını yitiren Hindular da vardır..

    10 Şub 2013

    Baharı Beklerken


                                9 Şubat 2013 National Golf Club 








                                                                                Başlangıç




    Sarı 


    Baharı Bekleyen Salkım Söğüt 





    İkiz Fıstık Çam




    Mor 




    Sabır Taşı 


    Kızıl Çam Koridoru 


    Sarı Çalı 


    Palmiye 


                                                                       Papatya ve Misafiri 




    Par Garanti 

    Hakkâri İzlenimleri (1)

    Yedi günlük Rize Çamlıhemşin Yaylaları ve beş günlük Hakkâri gezisinden döndükten sonra bir kaç gün şaşkınlığımı üzerimden atamadım. Hem Ka...